|
Hanımla iyi geçinmek
Sual:
Beş vakit namazını kılan ve tesettürlü yani saliha hanımım
var ancak ev işlerinde çok gevşektir. Ütüyü geç yapar,
çamaşırları geç yıkar. Yemekleri tatsız tuzsuzdur. Bunu
bırakıp da dört dörtlük birisi ile evlenmem uygun mudur?
Cevap: Din kitaplarında yazıyor ki, kadın çamaşır
yıkamaya, yemek pişirmeye ve hatta çocuğuna bakmaya mecbur
değildir. Mecbur olmadığı işlerde onu, çamaşırcı, aşçı,
hizmetçi gibi kullanmaya kimsenin hakkı yoktur.
Yer yüzünde dört dörtlük kadın olmaz. Hepsinin iyi yönü
olduğu gibi kötü yönü de olabilir. Bir atasözü var: Elin
karısı ele kız, elin tavuğu ele kaz görünür derler.
Kadından çok şey beklemek dini bilmemenin alametidir. Bir
hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kadın, eğri kaburga kemiğinden yaratıldı. Hiç bir
şekilde tam doğru olamaz. Onu doğrultmaya çalışırsan
kırarsın. Kırılması boşanması demektir.) [Buhari]
Kur’an-ı
kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle
geldiği bildiriliyor. Fudayl bin İyad hazretleri, (Eşim
huysuzluk yapınca, dine aykırı bir iş yaptığımı anlardım.
Hemen o şeye tevbe edince, eşimin huysuzluğu da giderdi.
Böylece tevbemin kabul edildiğini de anlardım) buyurdu. O
halde, Müslüman erkek, eşi ile iyi geçinir.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size
emanetidir. Allah’ın emanetine yumuşak olun, iyilik edin!)
[Müslim]
şu halde kimin emaneti olduğunu düşünmeli, Allah’ın
emanetine hıyanet etmemeli.
Erkek, hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o
böyle olmazdı) diye düşünmeli. Eşinin iyiliğini, iffetini
Allahü teâlânın büyük nimeti bilmeli. Onun huysuzluklarına
iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve
yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmeli. Çünkü,
uygun bir kadın büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece
hanımı üzmemek değil, onun verdiği sıkıntılara da katlanmak
demektir. Yani bir erkek, ben iyi bir kocayım diyorsa,
hanımından gelen sıkıntılara katlanması gerekir. Hadis-i
şerifte, (Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara
sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükafatlara kavuşur)
buyuruldu. İyi Müslüman olmak için hanım ile iyi geçinmek
şarttır. Allahü teâlâ, (Onlarla iyi, güzel geçinin!)
buyuruyor. (Al-i İmran 19)
İyi geçinme, güzel geçinmek, ne demektir? İyi erkek,
sadece eşine kötülük etmeyen değil, eşinden gelen
sıkıntılara da katlanandır. Eğer bir erkek, eşinden gelen
sıkıntılara katlanamıyorsa, iyi birisi olduğunu iddia
edemez, buna hakkı da yoktur.
Mürşid-i kâmil olan büyük zatlar, talebelerine, "Hanımını
üzeni sevmeyiz. Allahü teâlâ evin içini hanıma vermiştir.
Bir erkek evin içine ne kadar çok karışırsa, dünyada ve
ahirette o nispette çok sıkıntı çeker” buyururdu. Üç hadis-i
şerif meali şöyledir:
(İman yönünden en üstün mümin, hanımına, en iyi
davranandır.) [Tirmizi]
(Eşine güler yüzle bakanın defterine bir köle azat etmiş
sevabı yazılır.) [R. Nasıhin]
(Eşinin haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul
olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]
Erkek, eşinin yemeğine karışmaz, temizliğine karışmaz,
ütüsüne, eşyaları düzenlemesine karışmaz. Onun dünyası
evidir. İstediğini yapar. Yemek yapmamışsa, olsun peynir
ekmek yeriz demesi gerekir. Tuzlu tuzsuz yapmışsa ses
çıkarmaz. Yemek yanmışsa hiç görmemesi gerekir. Eğer erkek
bunları yaparsa, kadın kocasına hayran olur, kendisi utanır,
düzeltmeye çalışır. Aksine niye böyle yapıyorsun denirse, iş
çığırından çıkar. Kadın zayıftır, tez üzülür, tez sevinir,
çok şeyi bir anda silip atar. Bütün iyiliklerini unutur.
Bunun için boşama hakkı erkeğe verilmiştir. Erkekten daha
dirayetli, kadın olmaz mı; elbette olur, ama istisnalar
kaideyi bozmaz.
Yine büyük zatlar buyuruyor ki:
(Hanım, evde hizmetçi değil, sultandır. Hanımını üzmek
akıllı insanın yapacağı iş değildir. Bir Müslüman hanımını
nasıl üzer, akıl almıyor. Aklı olan karı koca, birbirini
üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık
alametidir. Zalim, huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek
sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca,
çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan
bir eş, mahvolmuş, mutluluğu sona ermiş demektir. Eşinin
hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun
dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış
olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere,
bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur.
Dizlerini dövse de, ne yazık ki bu pişmanlığının faydası
olmaz. O halde; eşine yapılacak huysuzluğun zararı kendine
olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya
çalışmalı! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar,
Allahü teâlânın rızasını da kazanır!)
Kadın, erkek iyi geçinmek için yalan söyleyebilir. Bir
hadis-i şerif meali:
(Erkek, eşini, eşi de, beyini idare etmek için yalan
söylerse günah olmaz.) [Müslim]
İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim, bana
sevmediğini söyledi. Beni sevmeyen bir kadınla birlikte
yaşayamam, ayrılmak istiyorum) dedi. Hazret-i Ömer, kadına
sordu:
- Kocana, seni sevmiyorum dedin mi?
- Evet dedim.
- Niçin?
- Bana sordu. Ben de yalan söyleyemedim. Yoksa burada yalana
izin var mıdır?
- Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın,
kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah
olmaz.
Hanımı idare etmek, onu haramdan korumak, neşelendirmek
birinci vazife olmalıdır.
Evliya zatlar buyuruyor ki:
(Talebeye ne yapılırsa, hocasına gider. Evlada yapılan bir
şey, babaya yapılmış gibidir. İyilik de kötülük de.)
O halde büyükleri üzmemek için saliha hanımla iyi geçinmek
zorundayız.
Saliha hanım, bulunmaz nimettir, Cennet nimetidir. Cennet
nimetinin kıymetini bilmek, muhafaza etmek her Müslümanın
vazifesi olmalı.
Çocukları kavgalı, stresli bir ortamda yetiştirmemeli.
Yarının büyüğü olarak yetiştirmeli. Ivır zıvır şeylerle bu
hayatı kendimize, çoluk çocuğumuza zehir etmemeliyiz.
Problemli ailelerin çocuklarıyla kimse oğlunu kızını
evlendirmek istemez. Bu da ayrı bir konu.
Bütün sıkıntılar ölümü unutmaktan, hak ve hukuka riayet
etmemekten yani dine uymamaktan ileri gelir. Bir zat
anlatır:
(Bir gün bana bir arkadaş geldi. Hanımı ile hiç
geçinemiyormuş. Evde her gün basit şeyler yüzünden tartışma
oluyormuş, bıkmış bu tartışmalardan, artık ondan ayrılmak
istiyordu. Bunların münakaşaları yüzünden iki taraf aileleri
de birbirine girmiş. Hanımı bunun tarafına, bu da hanımının
tarafına düşman vaziyette. Kanlı bıçaklı deniyor ya aynen
öyle imişler. Yine bir gün perişan bir vaziyette geldi,
hiçbir nasihat dinleyecek halde değildi. Ya Rabbi, ben buna
ne diyeyim diye düşündüm. Sonra ona, “Ayrılsan da fark eden
bir şey olmayacak, bir ay kadar ömrün kaldı, ne istiyorsan
git yap” dedim. Bu sözü duyan arkadaş şok oldu, rengi attı,
yine perişan bir durumda çıkıp gitti.
Sonra arkadaşlardan ve kendisinden dinlediğim için ne
yaptığını anlatayım. Kapıdan çıkar çıkmaz özel kalemdeki
arkadaşlarla helalleşmeye başlamış. Rastladığı herkesle
helalleşiyormuş. Eve gidince kavgalı hanımına, (Hatun gel
demiş, bunca zamandır seni üzdüm, sana iyi kocalık
yapamadım, istediğini alamadım, hakkına riayet edemedim, ne
olur beni affet, bana hakkını helal et) demiş. Tabii bunu
ağlamaklı diyor, gerçekten diyor.
Hanımı bakmış, Allah Allah, bu adama ne oldu da böyle şeyler
yapıyor, acımış ona, bey demiş, sen hakkını helal et, ben
hep edepsizlik yaptım, seni çok üzdüm demiş. Başlamışlar
ağlamaya, sarılıp ağlaşmışlar. Sonra adam, kavgalı olduğu
kayınpederlerine gitmiş. Aynı şekilde onlardan ağlamaklı
olarak özür dilemiş, size iyi evlatlık yapamadım, hizmet
edemedim, ne olur beni affedin, hakkınızı helal edin demiş.
Onlar da şaşırmışlar, yavrum demişler, sen hakkını helal et,
biz büyüklük yapamadık, sizi hoş göremedik, sizin aranızı
çok zaman biz bozduk. Sen bizi affet, hakkını helal et
diyerek ağlaşmışlar. Sonra hanımı da bunun kavgalı olduğu
annesine babasına gitmiş. Aynı şekilde o da onlardan özür
dilemiş, size iyi gelinlik yapamadım, çok edepsizlik ettim,
sizi çok üzdüm demiş, helallik istemiş. Onlar da aynı
şekilde mahcup olup, asıl sen bizi affet hakkını helal et,
biz büyüklük yapamadık, sizi çok üzdük demişler, sarılıp
ağlaşmışlar. Evde ise her gün sanki Cennet hayatı
yaşıyorlar. Karı koca birbirlerine hizmet ediyor, terlik
vesaire getiriyorlarmış. Bir dedikleri iki olmuyormuş.
Ama arkadaş, benim sözümü hiç söylememiş. Bir ayın dolması
için günleri sayıyormuş. Günler yaklaştıkça bunun iyiliği
artıyormuş, geceleri ibadeti artıyormuş. Bunun iyiliği
artınca hanımının da ve ailelerin de iyiliği artıyormuş.
Derken bir ay dolmuş. Ha bugün öleceğim derken, nedense
ölmemiş. Kesin bir ay denmedi, bir ay kadar dendi, belki
birkaç gün daha var diye düşünmüş. Birkaç gün daha beklemiş,
yine ölmemiş. Sonra yanıma geldi, odadan içeri girince,
(Efendim ben ölmedim) dedi. Ne ölmesi dedim. Efendim siz
bana demiştiniz ki bir ay kadar ömrün kaldı, o bir ay doldu
ama ben ölmedim. Kardeşim, ben senin ne zaman öleceğini
bilemem, ama şunu biliyorum, ölüm var, bir gün elbette
öleceksin. Ölecek adam kavga niza ile hayatını zehir etmez.
şu andaki hayatından memnun musun dedim. Evet hiç
tartışmamız olmuyor dedi. Haydi böyle devam edin dedim. İki
çocukları oldu, gül gibi geçinip gidiyorlar. Bütün mesele
ölümü unutmamak. Ölümü unutunca ne oluyor, unutmayınca ne
oluyor bu açık bir örnek.)
|