|

İslâm’da
evliliğin en
başta gelen
gâyesi,
îmânlı bir
neslin
yetiştirilmesi
ve İslâm
ümmetinin
sayısının
çoğaltılmasıdır.
Bu hususda
Peygamber
(s.a.v.)
Efendimiz:
"Evlenin ve
çoğalın!
Çünkü ben
(kıyâmet
gününde)
diğer
ümmetlere
karşı sizin
(çokluğunuzla)
iftihar
edeceğim!"
(108)
buyurmuşlardır.
Peygamber
(s.a.v.)
Efendimiz,
evliliğin
gözü
haramdan
koruduğuna
ve namuslu
yaşamaya
vesile
olduğuna
işaretle
şöyle
buyurur:
"Ey gençler
topluluğu!
İçinizden
kimin
evlenmeye
gücü yeterse
evlensin!
Çünkü bu,
gözü
(haramdan)
koruyan,
namuslu
kalmaya
yardımcı
olan
çaredir.
Kimin de
evlenmeye
gücü
yetmezse,
(farz
oruçlarından
başka
nafile)
oruca (da)
sarılsın.
Çünkü o
(oruç),
kendisinin
şehvetine ve
nefsine
hâkim
olmasını
sağlar."
(109)
Rasûlullah
(s.a.v.)
Efendimiz,
evleneceklerin,
dindarlığı
ve ahlâk
güzelliğini
diğer
meziyetlere
tercih
etmelerini
tavsiye
etmişlerdir:
"Kadınları
yalnız
güzellikleri
için nikah
etmeyin!.
Muhtemeldir
ki,
güzellikleri
onları
ahlâken
alçaltır.
Onlarla
mallarının
hatırı için
de
evlenmeyin!
Belki
malları
kendilerini
azdırır.
Kadınlarla
dindarlıkları
yüzünden
evlenin!
Muhakkak ki
yırtık
elbiseli,
siyah, fakat
dindar bir
kadın daha
kıymetlidir."
(110)
İslâm Dîni,
evliliğin
uzun ömürlü
olması için
iyi bir eş
seçimi
yapılmasını
esas alır.
Yuvanın
huzur, uyum,
mutluluk ve
karşılıklı
güveni
sağlayacak
sağlam bir
temel
üzerine binâ
edilmesi
gerekmektedir.
Bu temel,
dîn ve
ahlâktır.
Dindarlık
yaşlandıkça
daha da
artar.
Ahlâk, zaman
ve
tecrübelerle
daha
olgunlaşır.
Ahlâk
güzelliği,
insan için
en kıymetli
servettir.
Asıl
güzellik,
ahlâk
güzelliğidir.
Çünkü ahlâkı
güzel insan,
her yaşta
güzeldir.
Zenginlik,
güzellik,
soy-sop gibi
insanların
çoğunun
peşinde
koştuğu
şeyler
geçici olup,
evlilik
bağının
devamını
sağlamaz.
Üstelik bu
özellikler,
kibri, ucbu
(kendini
beğenmeyi),
övünmeyi ve
ilgi çekmeyi
getirmektedir.
(111)
İşte bu
yüzden Hz.
Peygamber
(s.a.v.)
Efendimiz:
"Kadın dört
şey için
nikâh
edilir;
malı,
güzelliği,
soyu ve
dindarlığı...
Sen
bunlardan
dindar
olanını
araştır,
bul. Mes’ûd
olursun.."
(112)
buyurmuşlardır.
Zîrâ
erkekler
evlenirken
umûmiyetle
bu dört
hususu
gözönünde
bulundururlar,
dindârlığı
ise en sona
bırakırlar.
Evlilikte
Denklik
(Küfüv):
Kelime
olarak
küfüv,
denklik ve
eşi olmak
demektir.
Fıkıhda ise,
evlenecek
olan
çiftlerin,
birbirlerine
bazı
konularda
denk
olmaları
demektir.
Evlenmede
denklik,
kadınlar
için erkekte
aranır. Yâni
bir erkeğin,
evleneceği
kadına,
müslümanlık,
neseb, hür
olma, meslek
ve zenginlik
gibi
niteliklerde
denk durumda
bulunması,
özellikle
kadını
korumak için
öngörülmüştür.
Mezhepler,
evlenecek
kişiler
arasında
dindârlık
bakımından
eşitlik
bulunmasının
kesinlikle
gerekli
olduğu
görüşünde
birleşmişlerdir.
Bunun
yanında
Hanefîler,
erkeğin soy
bakımından,
kadından
daha aşağı
olmaması
gerektiğini
söylemişlerdir.
(113)
İslâm
hukûkunda
denklikten
maksad,
evlenecek
eşler
arasında
dînî,
ekonomik ve
sosyal
seviye
bakımından
yakınlık ve
denklik
bulunmasıdır.
Bu
denkliğin,
hem çiftler
arasında,
hem de
hısımları
arasında
seâdet,
huzûr ve
sevgiye
vesîle
olacağı
düşünülmüştür.
Evlilikte
denklik, bir
sıhhat şartı
değil,
bağlayıcılık
şartıdır.
Yâni
denklik,
evlilik için
mecbûrî bir
şart
olmayıp,
ancak âile
seâdetinin
te’mîni
içindir.
Rasûlullâh
(s.a.v.)
Efendimiz,
Hz. Ali
(r.a.)’a
hitâben
şöyle
buyurmuşlardır:
"Üç şeyi
geciktirme:
Vakti
gelince
namazı;
hazır
olduğunda
cenâzeyi;
dengini
bulunca
evlenecek
kızı..."
(114)
Ayrıca başka
bir hadîs-i
şerîfde:
"Kadınları
denkleriyle
evlendirin,
onları
velîleri
evlendirsin..
On dirhemden
az mehir
yoktur."
(115)
buyurulur.
Hanefîler’e
göre denklik
(kefâet),
altı yerde
aranır.
Bunlar:
Dindârlık,
İslâm,
hürriyet,
neseb, mal
ve
meslektir.
1.
Dindârlık:
Dînî
kurallara
bağlı
olmayan ve
ahlâk
bakımından
zayıf olan
fâsık bir
erkek,
iffetli ve
fazîletli
bir kadına
denk
sayılmaz.
Aynı
şekilde,
dînî
kurallara
bağlı
olmayan ve
ahlâk
bakımından
zayıf olan
fâsık bir
kadın da,
iffetli ve
fazîletli
bir erkeğe
denk
sayılmaz.
2. İslâm:
Burada
denklikten
maksad,
kocanın
müslüman
olması
değildir.
Zîrâ kocanın
müslüman
olması,
evliliğin
sıhhat
şartıdır.
Müslüman
olmada
denklik,
kocanın,
babası veya
büyükbabası
bakımından
aranır.
3. Hürriyet:
Çoğunluğa
göre köle,
hür olana
denk
değildir.
4. Neseb: Bu
konudaki
denklik,
Araplar
arasında
geçerli
sayılmıştır.
5. Mal:
Eşlerin,
aynı
derecede mal
ve servet
sahibi
olması da,
evlilikte
önemli bir
unsurdur.
6. Meslek:
Evlenecek
erkek ve
kadının
velîlerinin
iş ve
meslekleri
arasında bir
denkliğin
bulunması
gerekir.
(116)
Ayrıca
çiftler
arasında boy
ve güzellik
gibi fizîkî
ölçülere de
dikkat
edilmesi,
eşlerin
anlaşabilmeleri
ve
birbirleriyle
uyum
sağlayabilmeleri
açısından
önemli bir
husustur.
Netice
olarak İslâm
hukukçularının
büyük
çoğunluğu,
nikâhın
mûteber
olmasında
kocanın
kadına denk
olmasının
şart
olduğunda
müttefiktirler.
Denkliğin,
mutlakâ
dindârlık ve
güzel
ahlâkda
aranması
gerektiği
üzerinde
görüş
birliğine
varmışlardır.
Asr-ı
seâdetteki
tatbîkâta
bakıldığında
da
denkliğin,
en başta
dindârlık ve
güzel
ahlâkda
arandığı
açıkça
görülür.
Ashâb-ı
kirâmdan
Sehl b. Sa’d
es-Sâidî
(r.a.)
anlatıyor:
"Birgün
Rasûlullâh
(s.a.v.)’in
huzûrundan
bir adam
geçti. Hz.
Peygamber
(s.a.v.)
yanında
oturanlardan
birine;
"Şu geçen
hakkında ne
dersin?"
buyurdu.
O da:
"Eşrâfdan
biridir.
Vallâhi kız
istese
kendisine
verilmesine,
bir şey
hakkında
konuşsa,
sözünün
dinlenmesine
çok
lâyıktır."
cevâbını
verdi.
Rasûlullâh
(s.a.v.)
Efendimiz
sustular.
Bir müddet
sonra bir
başkası
geçti. Bu
sefer yine:
"Ya bunun
hakkında ne
dersin?"
buyurdu.
Adam cevap
verdi:
"Yâ
Rasûlallâh,
bu
müslümanların
fakirlerinden
biridir. Kız
istese
reddedilmeye,
bir şey
hakkında
şefâat etse,
kabul
olunmamaya
ve konuştuğu
vakit, sözü
dinlenmemeye
lâyıktır."
Bunun
üzerine
Rasûlullâh
(s.a.v.)
Efendimiz
şöyle
buyurdular:
"(Hayır) bu
(adam),
yeryüzü
dolusunca
öbüründen
hayırlıdır."
(117)
Evlenecek
eşler,
güzellik ve
zenginlik
câzibesine
kapılarak
ahlâkı ve
dîni zayıf
kadınlarla
evlenmemelidirler.
Böyle
evlilikler,
çoğu zaman
hüsranla
neticelenmektedir.
Rasûlullâh
(s.a.v.)
Efendimiz,
dâimâ dindâr
olan
kadınların
tercih
edilmesini
tavsiye
buyurmuşlardır.
Hakîkatte
denklik;
erkeğin
değil,
kadının
menfaatine
yönelik bir
haktır.
Eşlerin,
gönül ve
görüş
birliğine
sâhip
olmaları da
zarûrîdir.
Zîrâ, bu
yönlerden
anlaşamayan
çiftler,
mutlu bir
hayât
yaşayamazlar.
|